Ana Sayfa · İlanlar · Downloads · Forum · Sohbet · ileti$im · Arama · Haberler · Kampanya · Köşe Yazıları · Fotoğraf Albümü Cuma, Eyll 10, 2010
~ Göçmen Medya Ekibi ~ Son Dakika Haberler ~

Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
Bağımsızlıktan parçalanmaya doğru Arnavut milliyetçiliği
jonturk
#1 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 14/09/2009
√ impaяatoя™


Mesaj Sayısı: 199
Katılım Tarihi: 08.05.09

Balkan İttifakı üyelerinin, 1912 yılında Osmanlı devletine açtığı savaş ile başlayan Birinci Balkan Savaşı sürecinde topraklarının önemli bir kısmı işgale uğrayan Arnavutların önde gelen temsilcileri, İsmail Kemal liderliğinde Vlora Ulusal Kongresi’nde bir araya gelmiş ve 28 Kasım 1912’de Arnavutluk devletinin kurulduğunu ve bu devletin tüm etnik Arnavut topraklarını içine alan bir ulus devleti temsil ettiğini ilan etmişlerdir. Bu tarihlerde Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’un güney kentlerinin birçoğu işgal altında idi. Ancak 1913 Londra Konferansı Arnavutluk devletini “büyük devletlerin himayesinde bağımsız ve egemen bir prenslik” olarak tanırken getirdiği sınır düzenlemeleri ile Arnavutları büyük hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu sınır düzenlemeleri neticesinde Arnavutluk topraklarının yarısı Arnavutluk devletine dâhil edilirken, geri kalan kısmı diğer üç Balkan devleti arasında paylaştırılmıştır. Kosova Sırbistan’a verilirken, Çamerya, Follorina ve Kostur Yunanistan’a, Plava, Gucia, hot ve Gruda ise Karadağ’a bırakılmıştır.-34- Balkan İttifakı üyelerinin Makedonya üzerindeki paylaşım mücadelesinden kaynaklanan II. Balkan Savaşı neticesinde, üzerinde Arnavut nüfusun da yaşadığı Makedonya topraklarının önemli bir kısmı Sırbistan’a bırakılmıştır. Böylelikle Osmanlı hâkimiyeti altında Arnavut milliyetçilerinin mücadelesini verdikleri bir siyasi proje olan etnik sınırlarla uyumlu birleşik Arnavutluk yaratma hayali yani “birleşme ve özerklik” hedefi başarısızlığa uğramış ve 1913 sınır düzenlemeleri ile başlayan parçalanmış yapısı önemli bir değişiklik olmadan günümüze kadar gelmiştir. “Birleşik Arnavutluğun” yaratılması konusunda yaşanan bu başarısızlık, izleyen yıllarda Arnavutları ciddi bir ulusal bütünleşme sorunu ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu sorun, Arnavutlar arasındaki sınır değişikliği özlemlerini hep canlı tutmuştur. Ancak 1913’ten itibaren yaşanan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve bu savaşları bitiren anlaşmalar, Arnavutlara sınır değişikliği konusundaki özlemlerin yanı sıra belki bundan daha fazla olarak, yeniden paylaşılma ve parçalanma korkusunu bir arada yaşatmıştır. 1913 Londra Konferansı neticesinde zaten topraklarının yarısını kaybetmiş olan Arnavutluk’un toprakları yeniden işgale uğramıştır. Savaş bitiminde ise Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve İtalya’nın yeni toprak talepleri karşısında bir kez daha parçalanma ve paylaşılma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. 1915 yılında İtalya ile İtilaf devletleri arasında yapılmış olan gizli Londra Anlaşması’nda belirlenmiş olan bu paylaşım planının, 1919’da başlayan Paris Görüşmeleri’nde gündeme getirilmesi Arnavutları ulusal bekaları için yeniden mücadele etmeye zorlamıştır. 1918 yılında kurulmuş olan Kosova Ulusal Koruma Komitesi’ni temsilen bu görüşmelerde yer alan Hasan Priştina gibi liderler Kosova ile Arnavutluk’un birleşmesi tezini savunmuş olsalar da, büyük devletlerden destek gelmediği için bütün çabalarını 1913 tarihinde belirlenmiş sınırları korumaya yönlendirmek zorunda kalmışlardır.-35- Sonuçta, ABD Başkanı Wilson’un devreye girmesiyle Arnavutluk devletinin 1913 tarihinde belirlenen sınırlar dâhilinde egemen bir devlet olarak tanınmasına karar verilmiştir. Yine, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise İtalyan işgali altında Kosova’nın büyük bir kısmı ile Batı Makedonya’yı da içeren bir büyük Arnavutluk’un yaratılmasında olduğu gibi, birleşme özlemlerinin gerçekleştirilmesine çok yaklaşıldığı da olmuştur. Daha çok İtalya’nın çıkarları doğrultusunda gerçekleşen bu fiili sınır değişiklikleri, savaş sonrası imzalanan anlaşmaların bölgedeki güç dengesini korumaya yönelik düzenlemeleri nedeniyle geçersiz kılınmıştır. Benzer bir hayal kırıklığı YSFC’nin dağılma sürecine girdiği 1990 yılı başlarında yaşanacaktır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu bu fiili süreçler dışında kalan dönemlerde, Arnavut milliyetçiliği, hem uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş olan siyasi sınırların getirdiği parçalanmışlık, hem de başından beri ulusal kimlik inşasında önemli bir zafiyet oluşturan bölgesel, dinsel ve sosyoekonomik farklılaşmaların etkisi altında, birleşmeye doğru gelişen ortak bir hareket olmaktan ziyade, Priştine ve Tirana merkezli olarak, iki ayrı koldan gelişen bir hareket olma özelliği kazanmıştır. Bu durum Arnavut milliyetçiliği içinde her zaman belirli kesimler tarafından destek bulan ve belirli dönemlerde yükselişe geçen “birleşmeci” projelerin (Büyük Arnavutluk hayalinin) marjinal kalmasına neden olmuştur.-36-
Prenslik Dönemi
Bağımsız Arnavutluk Prensliği’nin yaratıldığı 1913 yılında Arnavutlar arasındaki ulus-inşası henüz embriyonik bir aşamada idi. Prensliğin başına bir Alman asker olan Prens William Wied getirilmişti. Birinci Dünya Savaşı patlak verene kadar devam eden bu güdümlü monarşik yönetim altında siyasal huzursuzluklar eksik olmamıştır. Örneğin kabinede görev alan ve kral olma hayali kuran büyük toprak sahibi Esat Toptani, Prens William’ın Avusturya ve Almanya yanlısı politikalarından rahatsız olan İtalya’nın da desteği ile ülkede Prens karşıtı gizli bir direniş hareketi örgütlemiş ancak etkisiz hale getirilerek sınır dışı edilmiştir. Bu uygulamaya karşı Toptani ailesinin Tiran’da başlatmış olduğu ayaklanma Prens’in sert önlemleri karşısında kısa sürede diğer Müslüman Arnavutlar arasında gelişen bir isyan hareketine dönüşmüştür. Birinci Dünya Savaşı arifesinde ortaya çıkan bu iç karışıklıklar Prens William’ın ülkeyi geçici olarak terk ettiği (2 Eylül 1914) savaş döneminde büyüyerek devam etmiştir. Prens’in ülkeyi terk etmesinin hemen ardından prensliğin geçici başkenti Durres’e vararak Türk bayrağı çekmiş olan ayaklanmacıların başına geçen Esat Toptani, kendisini Merkezi Arnavutluk Hükümeti’nin başkanı ilan etmiştir.-37- Buna karşın, Prens Willam hükümetine sadık olan Arnavut hükümet görevlileri, aydınlar ve milliyetçiler ise, daha birleşik olarak hareket eden kuzeylilerin milliyetçi faaliyetler gösterdiği İşkodra’ya çekilmişlerdir. Bu sırada örgütsüz halde bulunan güney bölgesi ise kısa sürede Yunanistan’ın işgali altına girmişlerdir. Orta Arnavutluk’ta 1916 yılına kadar etkin olan Esat Toptani’nin bu gücü hem iç karışıklıklar hem de gittikçe yayılan dış işgaller altında ortadan kalkmıştır. Böylelikle Arnavutluk toprakları 1918 yılında İtalyan devletinin güdümünde geçici bir hükümet kurulana kadar (25 Aralık 1918) merkezî yönetimden mahrum kalmıştır. Ancak İtalyan işgali altında Durres’te kurulan, Turhan Paşa başkanlığındaki bu geçici hükümetin, İtalya ile O’nun istekleri doğrultusunda gizli bir anlaşma yapmak zorunda kalması bun- dan haberdar olan Arnavut milliyetçiler arasında büyük tepki yaratmıştır.-38- İtalya’nın tüm karşı çıkmalarına rağmen Arnavut yurt severlerin girişimi ile toplanan ulusal nitelikli Lusinja Kongresi (28 Ocak 1920), Paris Barış Konferansı sürecinde hem Arnavutluk’un yeniden paylaşımını engellemek, hem de askeri ve siyasi bağımsızlığı elde etmek için uluslar arası düzeyde faaliyetlerde bulunan önemli bir ulusal siyasal merkez olarak görev yapmıştır. Bağımsız Arnavutluk devletinin yaratılması ile sonuçlanan bu zor süreç şüphesiz, sonrasında izlenen politikalarda da belirleyici olacaktı.
İki savaş arası dönem: Bağımsız Arnavutluk Devleti ve ulus-devletin inşası
Bağımsızlık sonrasının önde gelen siyasi liderleri Kosova’ya yönelik maceraperest bir politika izlemek yerine, Arnavutluk devletinin içinde bulunduğu güçsüzlüğü aşmak için mevcut sınırları düşman komşulara karşı savunup korumak ve bu sınırlar içinde güçlü bir ulus-devlet inşa ederek var olma mücadelelerini sürdürmek gibi çok daha acil bir programı takip etmişlerdir Tersine bir politika genç Arnavutluk devleti için bir felaket olabilirdi. Öte yandan, 1878 Prizren Birliği sonrası Arnavut milliyetçiliği içinde belirginlik kazanan ve “ulusal birliğin” gerçekleştirilmesi önünde önemli bir engel oluşturan kültürel, siyasal ve bölgesel farklılıkların yarattığı bölünmüşlük halen canlı bir biçimde varlığını sürdürüyordu. Bu durum ister istemez Arnavut siyasetçileri daha gerçekçi bir politika izlemek zorunda bırakmıştır. Bu açıdan, iki savaş arası dönemin önde gelen iki siyasi lideri Fan Noli ile Kral Zog, temel siyasetlerini güçlü bir Arnavut ulusal kimliği inşa etmek ve savaş sonrası belirlenmiş sınırlar dâhilinde statükoyu korumak şeklinde belirlemişlerdir.-39-
Bağımsızlığın ilk yılları Arnavutluk devleti açısından hem bir kargaşa dönemi hem de ilk demokratik deneyimlerin yaşandığı yıllar olmuştur. 1924 yılına kadar sürecek olan bu kısa demokratik dönemde iki genel seçim yapılmıştır (1921 ve 1923 genel seçimleri). Bu dönemde Halk Partisi, Terakki Partisi ve Kutsal İttifak Partisi gibi partiler kurulmuştur. Bu partilerin hiçbiri gerçek anlamda net bir siyasi programa sahip olmamakla birlikte Halk Partisi özgür, bağımsız ve Batı standartlarında gelişmiş bir ülke yaratmak gibi bir hedefi dile getirirken, Terakki Partisi daha çok büyük toprak aristokrasisinin çıkarlarını koruyan bir parti olarak ortaya çıkmıştır.-40- Halk Partisi’nin kazandığı 1921 genel seçimleri sonrasında siyasal alandaki en önemli gerilim, hükümette içişleri bakanı olarak yer alan Ahmet Zog’un icraatları karşısında yükselen tepkiler etrafında gelişmiştir. Zog’un, geleneksel liderlerin tepkisini çeken silahsızlandırma reformu gibi uygulamalarının yanı sıra, Kosova sınırına yakın Mirdita ve civarındaki bölgelerin Kosova ile birleşme çabalarına karşı çıkarak Sırp yönetimi ile (Sırp-Hırvat- Sloven Krallığı içinde) ile işbirliğine gitmesi ve dahası Sırp yönetiminin baskılarından kaçan Kosovalı Arnavutların Arnavutluk’a sığınmasını engellemesi girişimleri 1921 yılında Mirdita bölgesinde ayaklanmalara neden olmuştur.-41- Bu ayaklanmaların silah gücüyle bastırılması ve tarafsız bir kabinenin kurulması ortamı yatıştırmaya yeterli olmamıştır. İkinci bir gerginlik Kosova ile Arnavutluk’un birleşmesi taraftarlığı ile bilinen ve 1918 yılında bu amaçla kurulmuş olan Kosova Komitesi’nin liderlerinden olan-42- Hasan Priştina’nın bu kabinenin başbakanını emrindeki Kuzeyli ve Kosovalı silahlı adamlarının yardımıyla tehdit ederek istifaya zorlaması ve kendisinin Yüksek Konsey tarafından başbakan olarak atanmasıyla yaşanmıştır. Ancak Hasan Priştina’nın başbakanlığı sadece 5 gün sürmüştür. Ardından Xape Ypi başbakanlığında kurulan yeni hükümet ise 1922 yılında Mirdita bölgesinde patlak veren yeni bir ayaklanma ile baş etmek zorunda kalmıştır. İçişleri Bakanı Ahmet Zog’un bu ayaklanmanın bastırılmasında önemli rol oynamasıyla parlayan yıldızı ona hemen ertesinde kabine başkanlığını getirmiştir-43-. Bu görevini 1923 genel seçimleri sonrasında yeni bir hükümet kurulana kadar sürdürmüştür. Hasan Priştina’nın yurtdışına kaçması ile bir süreliğine bastırılmış olan muhalefet, 1923 genel seçimleri sonrasında yükselen Zog karşıtı hareketlerde kendini göstermiştir. Yükselen muhalefet bu gücünü bir süredir parti içinde Zog ile yollarını ayırmış olan Fan Noli’yi 1924 yılında bir tür darbe ile iktidara getirerek göstermiştir.-44- Güneyli bir Arnavut olan Fan Noli, Arnavutların Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelesi içinde yer almış, ABD’ye gittikten sonra bu ülkede vaazın Arnavutça dilinde verildiği Müstakil Ortodoks Kilisesi’nin kuruluşuna öncülük etmiş, 1920 Lushnja Kongresi’ne Amerikalı Arnavutların temsilcisi olarak katılmış ve bağımsızlık sonrasında iktidarda bulunan Halk Partisi içinde siyasete devam etme kararı almış bir şahsiyet idi. Arnavutluk’ta Amerikan tarzı bir demokrasi kurma projeleri ile bilinen Fan Noli kısa sürede Parti içinde Zog ile ters düşmüştür. Özellikle 1922 yılında Zog’un Terakki Partililer ile yakınlaşması neticesinde belirginlik kazanan ve Fan Noli’nin ayrı bir parti kurması ile sonuçlanan Noli-Zog karşıtlığı, 1923 genel seçimleri sonrası kurulan Terakki Partisi iktidarı döneminde patlak veren Zog karşıtı ayaklanmalar sonrasında Fan Noli’nin iktidara gelmesi ile sonuçlanmıştır. Esas destek tabanını güneyli Ortodoks Arnavutlar arasında bulan Fan Noli’ye özellikle kuzeyli Arnavutların Zog karşıtlığı temelinde verdiği destek, kısa sürede gücünü yitirmiştir. Amerikan tarzı bir demokrasi kurarak, Arnavutluk’u Balkanlar’ın İşviçresi haline getirme hayali kuran Fan Noli’nin radikal bir toprak reformu, feodal sistemin kaldırılması, bürokrasinin küçültülmesi gibi bazı kesimlerce fazla radikal buluna programının yanı sıra, dış politikada Sovyetler Birliği’ni tanıması gibi girişimleri hem içeride hem de dış ülkelerde bazı endişeler yaratmıştır. Bunun yanı sıra beş ay kadar süren kısa iktidarı döneminde ekonomik, mali ve siyasal alanda somut projeler ortaya koyamamış olması da ülkede belirsizliklere ve huzursuzluklara yol açmıştır.-45- Öte yandan Kosova konusunda radikal bir program izlemekten kaçınmıştır. Uluslararası kamuoyunu kızdırmaktan kaçınan ve ayrıca Balkan komşularını yatıştırma yolları arayan Fan Noli, kendisine destek vermiş olan Zog karşıtı Kosova Komitesi üyelerine kurduğu kabinede yer vermemiştir. Bunun yerine, sadece iktidara gelmesinde aldığı destekten dolayı değil, aynı zamanda, hem iyi bir idealist, hem de Woodrow Wilson’ın sunduğu yeni dünya düzenine kendini adamış birisi olarak, Kosovalı Arnavutların azınlık haklarından yeterince yararlandırılmadığını düşünen Noli, bu konudaki çabalarını Milletler Cemiyeti düzeyinde sürdürme yolunu seçmiş ve böylelikle onların kötü koşullarını düzeltmeyi ümit etmiştir. Belgrad’ın, Kosova Komitesi’nden gördüğü destek nedeniyle Fan Noli’ye duyduğu düşmanlık, yurtdışına kaçan Ahmet Zog’a destek olarak ortaya çıkmıştır. Belgrad’ın desteğini arkasına alan Zog, ülke içindeki huzursuzluklardan da cesaret alarak, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’nın-46- ordusunun yardımıyla, Aralık 1924’de Arnavutluk’a girmiş ve iktidarı devralmıştır.-47- 1920-1924 yılları arasındaki kısa bir demokratik deneyim sonrasında Arnavutluk İkinci Dünya Savaşı’na kadar Zog’un otoriter yönetimi altında idare edilmiştir. Zog’un 21 Ocak 1925’de cumhuriyetin ilanıyla başlayan devlet başkanlığı görevi 1928 yılında monarşinin ilanı sonrasında kral unvanı ile devam etmiştir.Zog’un 3 yıllık devlet başkanlığı dönemindeki ilk icraatlardan biri, bağımsızlığın, iki başlı kartalla sembolize edilen bayrağın ve başkent olarak Tiran’ın teyit edilmesi olmuştur. Bunun yanı sıra Arnavutça resmî dil olarak kabul edilirken devletin resmî dininin olmadığı ve tüm dinlere karşı tarafsız olduğu ilan edilmiştir. 2 Mart 1922’de anayasanın kabulü sonrasında iki başlı bir yasama meclisinin oluşturulması kararı alınmıştır. Bu dönemde bir takım demokratik düzenlemelerin yanı sıra Zog karşıtı Arnavut Yurtseverlere yönelik suikast girişimleri ve muhalefetin yurt dışına sürülmesi gibi baskıcı uygulamalar da olmuştur.-48-
Bir başka bir gelişme ise dinin ulusallaşması alanında görülmüştür. 1922 yılında Ortodos kilisesinin dış kontrolü kaldırmasıyla başlayan bu süreç (1937 yılına kadar İstanbul Fener Rum Patrikhanesi tarafından tanınmamıştır), 1923 yılında Müslüman topluluğun Türk Halife’den bağımsızlıklarını ilan etmesi ile devam etmiştir. Vatikan ile güçlü bağları bulunan Katolikler ise ulusallaşmaya karşı uzun bir süre direnç göstererek Zog yönetiminin tepkisini çekmişlerdir. Dinin ulusallaşması yönündeki bu gelişmelere rağmen Arnavutlar arasındaki dinsel bölünmüşlüğün birleşik eyleme geçmedeki bölücü özelliği ve ilk Arnavut yurtseverlerin ( Pashko Vasa, Sami Frasheri, vb. gibi) bu konudaki uyarıları hafızalarda korunduğu için, dinin, Arnavut siyasal ve sosyal yaşamında belirleyici olmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Devletin resmî bir dininin olmadığı, ancak dinsel pratiğin özgürce yapılabileceği ve hiçbir alanda hiçbir dine üstünlük tanınmayacağı şeklindeki resmî kabule karşılık, “Arnavutlukçuluk” resmî düzeyde kabul gören en üstün değer olarak her alanda dinin önüne geçirilmeye çalışılmıştır. Okullardaki eğitim kitaplarından, dinî ilahilere, duvarlara asılan resimlerden, heykellere ve sembollere kadar her alanda Arnavut ulusunu idealize eden bir söylem hâkim kılınmaya çalışılmıştır. Bu girişimleri 1930’lu yıllarda çocuklara evrensel Hristiyan ve Müslüman isimler yerine tarafsız Arnavut isimlerinin verilmesi gibi kampanyalar da izleyecektir. Yine aynı yıllarda “din böler yurt severlik birleştirir” ya da “Bizim dinimiz Arnavutçuluktur” türünden sloganlar da eksik olmamıştır. Tüm bu önlemlere rağmen bu dönemde farklı dinî grup liderleri arasında karşılıklı sert polemiklerin yaşandığı da olmuştur. Polemikler kimi zaman bu grupların yayın organlarının yasaklanması şeklinde engellenmeye çalışılmış, din görevlilerinden ve kurumlarından Arnavutçuluğu telkin edecek şekilde faaliyet göstermeleri talep edilmiştir. 1937 yılına gelindiğinde, okullara seçimlik din derslerinin konulması kararı ise, hem farklı dinsel unsurları uzlaştırmak hem de ateistik komünizmin büyüyen etkisini dengeleme amacını taşımakta idi.-49-
Kral Zog’un bu döneme damgasını vuran bir başka önemli icraatı ise ülkenin idari taksimatı konusunda olmuştur. Zog, bu konuda İtalyan ve Fransız örneklerini kendine model almış olmakla birlikte, bu modeli kültürel olarak daha kabul edilebilir hale getirmek için idari taksimatta kuzeydeki kabilesel bölünmeler ile güneydeki feodal toprak sahipliğini esas almıştır. Böylelikle kuzey ve güney bölgelerindeki geleneksel liderlerin işbirliği garantilerken, özellikle kuzeyli kabile reislerinin maaşlı devlet görevlileri ve devletin temsilcileri olarak görevlendirilip, yetkili kılınması siyasetteki ağırlık merkezini kuzeye doğru kaydırmıştır. Zog’un kendisinin de Mati bölgesinden kuzeyli bir Gega Arnavut olduğu göz önüne alınırsa bu hassasiyetleri iyi kullanmış olduğu görülmektedir. Yine bu desteğin de verdiği güç ile Zog kendi kabilesel bölgesindeki sadık küçük ordunun yerine İtalyan görevlilerce kontrol edilen eğitimli ve donanımlı askeri bir ordu kurmakta zorlanmamıştır. Yine, eşkıyalığın önlenmesi, geleneksel kan davasının kanun dışı ilan edilmesi, silahsızlandırma gibi gibi düzenlemeler geleneksel kalıpların yıkılması anlamında olumlu ilk adımlar olmuştur. Ancak Zog’un daha çok kendini aristokrasiye sevdirme yönündeki bu politikaları, yeni demokratik ve ilerlemeci sınıfların uzun vadede Zog yönetimine yabancılaştırmıştır. Öte yandan, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve mali güçsüzlüğü aşmak için Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’na-50- göre daha tercih edilebilir bulduğu İtalya’nın desteğine başvurması, ilerleyen yıllarda Arnavutluk’u İtalya’nın ekonomik ve mali olduğu kadar askeri ve siyasi nüfuzu altına sokacaktır. İki ülke arasında ekonomik ve mali alanda başlayıp askeri ve siyasi alanda işbirliğine kadar uzanan bu yakınlaşma,-51- Arnavutluk’un başta Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’nın olmak üzere İtalya’ya rakip diğer devletlerle olan ilişkilerinin bozulmasına yol açacaktır.
Bu dönemde Ahmet Zog’un Kosova Arnavutlarını tanımaya yönelik tek girişimi ise monarşinin ilanı aşamasında olacaktır. Arnavutluk’ta daha güçlü ve merkezî bir yönetim kurmak amacıyla 1928 yılında Arnavutluğu “demokratik, parlamenter ve irsi bir krallık” olarak ilan eden Zog’un, kendisini de “Arnavutluğun Kralı” değil de “Arnavutların Kralı”, yani ülkenin değil halkın kralı olarak ilan etmiş olması bu tanımanın bir ifadesi olacaktı. İki ifade arasındaki fark, aslında pek de adil olmayan sınır düzenlemeleri altında çok sayıda etnik Arnavut nüfusu kucaklayan komşu Sırp-Hırvat- Sloven Krallığı ve Yunanistan devletleri açısından muhtemelen çok daha açık idi.-52- Bununla birlikte Zog’un Kosova Arnavutlarını tanıma konusundaki tek girişimi sadece bu sıfatın kullanılması ile sınırlı kalacaktır.-53-
Krallık dönemi boyunca güçlü merkezî bir ordunun kurulması, İtalyan, Fransız ve İsveç modelinde kanunların kabul edilmesi gibi olumlu icraatların yanı sıra, sosyal yapıyı değiştirecek reformlara gidilmemiş olması ve rejimin mevcut Ortaçağ sosyal kalıplarına dayanılarak sürdürülmesi ısrarı, Zog yönetiminin en zayıf noktasını oluşturmuştur. Bu eski moda sosyal kalıplar içinde monarşik rejimin ana destekçisi olan üst sınıf (Kabile reisleri, feodal beyler, zengin çifti, tüccar ve işadamı) nüfusun sadece yüzde 10’unu oluştururken, çoğunluğu çiftçi ve az sayıda esnaf ve zanaatkârdan oluşan alt sınıf nüfusun yüzde 90’ını oluşturmakta idi. Bu durumun bir sonucu, memnuniyetsiz kitleler arasında rejim karşıtı yasadışı sol ideolojilerin sem- pati kazanmaya başlaması ise; belki daha da önemli bir başka sonucu toplumdaki geleneksel bölünmüşlük kalıplarının pekişmesine yol açmış olmasıdır. Orta sınıfın olmadığı, eğitim düzeyinin çok düşük seviyelerde seyrettiği bu sosyal yapı içinde geçmişten gelen ekonomik, kültürel, bölgesel vb. bölünmüşlükler büyük ölçüde varlığını sürdürmüştür. Benzer şekilde bu dönemde Sırp yönetimi altındaki Kosova Arnavutları da aynı az gelişmişlik kalıpları içinde hapsolmuş varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu durum ileride, tıpkı geçmişte olduğu gibi, birleşik bir ulusal kimliğin yaratılması önünde önemli bir engel oluşturacaktır. Nitekim İkinci Dünya Savaşı sırasında Arnavutların işgalci güçlere (İtalyan ve Alman güçleri) karşı verdiği faşizm karşıtı mücadelede görülen bölünme her ne kadar ideolojik temelde bir komünist-milliyetçi farklılaşması olarak ortaya çıksa da, esasında geleneksel kalıplar içinde varlığını sürdüren kültürel ve bölgesel bölünmelerin izlerini ağırlıklı olarak taşımıştır. Bu açıdan komünizmin Arnavutluk’a daha gelişkin olan güneyli Tosk Arnavutların önderliğinde yerleşmiş olması, bir anlamda kuzeyli Gegaların siyasal hâkimiyetine karşı kazanılmış bir zafer olma özelliği de taşımakta idi.-54- Bu açıdan işgalci güçlere karşı verilen faşizm karşıtı mücadelede ortaya çıkan komünist-milliyetçi bölünmesinde bölge Arnavutlarının nasıl yer aldıkları da bu açıdan incelemeye değerdir. Tüm bu etkenler altında İkinci Dünya Savaşı sırasında işgalci güçlere karşı gelişen Arnavut direnişi, Arnavutlar arasında birleşik bir hareketin doğmasına ve ortak ulusal kimliğin yaratılmasına hizmet edemediği gibi karşılıklı suçlamalar altında bölünmelerine de neden olmuştur.
Hürriyet ve Bağımsızlık benim karakterimdir.
 
www.Gocmenmedya.com
Atlanilacak Forum:


Forum Threads Cloud
Anlamsız hata mesajlarına kesin çözüm, USB 3.0: Beklenenden de hızlı çıktı..., OCZ Reaper HPC PC3-16000, Msn hakkında (acil yardım), 20 Şubat 2010, Cumartesi, Anneler Günü, Prince of Persia (Trilogy) Full Game (ISO), DataLife Engine v.8.5 Nulled Templates, Bulgaristan` ın Turizm Zenginliği, Tıraş ve Bakım, Burçların saç rehberi (yay), Yay Burcu ve Aşk, Kaspersky Internet Security 2010 v9.0.0736 + Activation, Aşk Birlikte Olmakta Saklı, Makedonya'da Seçimler

Haber Basliklari Bulutu
Yunanistan'da Acı Reçete Çalışanları Greve Sevk Etti, Yeni Bir Türk Oyunu daha piyasada, Analar Açlık Grevine Son Verdi, Tüm insanların atası Türkler, Papandreu'dan G -20 Ülkelerine Uyarı, Yunanistan'daki Kriz, Türk Firmaları için Kaçırılmaz Bir Fırsat, Makedonya Türklerinin Milli Bayramı Coşkuyla Kutlandı, Okan Bayülgen baba oldu, Srebreniça'da 80. Toplu Mezar Açıldı, Dolphin Bilgisayar & Gsm Teknik Servis, Aşkın Gizil Sureti Çıktı, MAKEDONYA CUMHURİYETİ

Göçmen Medya "Özgür bir platformdur" tüm alt sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, tasarım, yazı içeren bilgi, belge ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sinai mülkiyet hakları Göçmen Medya Yayıncılık, Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Hizmetlerine aittir. Unutmayınızki! burada yazmış; olduğunuz her yazı Resmi Gazete'de yayınlanmış yazıyla eş değerdir, Göçmen Medya Sitesi 5651 Sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre,site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "Uyar ve Kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, mail adresinden bize ulaşabilirler. Sitemizde yer alan video, program benzeri içerikler google, yahoo, movshare, 4shared gibi sitelerde barındırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yazılı olan ilgili tüm kanunlar burada da geçerli olup aksi davranışlar ilgili üyeyi bağlamaktadır. Hukuki gereksinimler haricinde üyelerimizin kişisel bilgileri saklı tutulur, gerçek bilgileri verilmez.