Ana Sayfa · İlanlar · Downloads · Forum · Sohbet · ileti$im · Arama · Haberler · Kampanya · Köşe Yazıları · Fotoğraf Albümü Cuma, Eyll 10, 2010
~ Göçmen Medya Ekibi ~ Son Dakika Haberler ~

Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
Savaş dönemi; birleşme ve parçalanma
jonturk
#1 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 14/09/2009
√ impaяatoя™


Mesaj Sayısı: 199
Katılım Tarihi: 08.05.09

İkinci Dünya Savaşı’nın önemli bir kısmını İtalyan işgali altında geçiren Arnavutluk topraklarında ortaya çıkan Arnavut direniş hareketleri arasındaki temel çekişme konusu daha çok, Kosova meselesi etrafında gelişmiştir. Tiran’da İtalyanların kontrolünde kurulan kukla hükümet, çoğu İtalya’da eğitim almış ve faşist ideolojilerden etkilenmiş Arnavut aydınların desteğini alırken,-55- muhalif Arnavutlar, işgale karşı ülkenin çeşitli bölgelerinde direniş örgütleri kurmaya başlamışlardır.
Bu örgütlerden bir tanesi Abdül Frasheri’nin oğlu Midhat Frasheri liderliğinde, 1942 yılında kurulan Balli Kombetar (ulusal cephe) hareketi idi. Faşizm karşıtı yeraltı örgütü olarak faaliyet gösteren bu harekete daha çok yurtsever toprak sahipleri ile Ortodoks aydınlar liderlik yaparken, çok sayıda çiftçi, tüccar ve iş adamının da desteğini arkasına almıştır. Kosova ve Çamerya bölgesi de dahil olmak üzere “Birleşik Arnavutluk”un yaratılması, tarım reformu ve Batı tarzı demokrasinin kurulması gibi bir siyasi programı takip eden bu hareketin aydın ağırlıklı liderleri gerilla tipi bir savaşa yabancı oldukları için ümitlerini daha çok bir İngiliz-Amerikan müdahalesine bağlamışlar ve bu nedenle örgütün liderlerini de olabildiğince Bağlaşıklarla işbirliği içinde tutmaya çalışmışlardır.-56-
Faşizm karşıtı mücadele içinde yer alan bir başka örgüt ise, Ulusal Kurtuluş Hareketi ve Komünist Parti idi. Bu hareketin kökleri Zog döneminde yeraltında örgütlenmiş ancak birbirleriyle ilişkisi olmayan gruplara dayanmakta idi. Liderleri genellikle Monarşi karşıtı ve alt katmanlara mensup Tosk aydınlar idi. Özellikle Kral Zog’un “Çağı Geçmiş Kralcılığı”na muhalif idiler. İzleyicileri ise genellikle yoksul zanaatkârlar, işçiler ve köylüler idi. Ülke ekonomisinden duydukları memnuniyetsizlik solcu propagandalardan etkilenmelerini kolaylaştırmıştı. Bu örgütün izleyicileri kısa sürede İtalyan işgaline karşı dağlarda gerilla savaşları başlatmışlardır. Ancak örgütsüz olmalarının yanı sıra, aralarında felsefe, amaç, örgütsel ilişki ve programlar açısından farklılıklar bulunması işbirliğini zorlaştırmakta idi. Bunu aşmak için hareketin en güçlü komünist grupları olan Korçe ve İşkodra grubu, ideolojik ve siyasal rehberlik almak için Yugoslavya Komünist Partisi’ne başvurmuştur. Bu aslında Yugoslav Komünist Partisi lideri Yosip Broz Tito’nun ileriye yönelik amaçlarına da bir kapı açmakta idi.-57- Tito’nun nihai hedefi, Balkanlar’da, Sovyetler Birliği benzeri bir Balkan federasyonu kurmak idi. Arnavut komünistlerle yapılacak bir işbirliği, hem Kosovalı Arnavutlar arasında kendi ulusal çıkarının korunmasına yarayacak, hem de Arnavutluk’un iç işlerinde nüfuz sahibi olacaktı. Daha ileriki bir adım ise en büyük hayali olan Balkan federasyonunun kurulması olacaktı. Böylelikle Yugoslavya Komünist Partisi’nin seve seve üstlendiği rehberlik hizmeti altında kurulan Arnavut Komünist Partisi, bu partinin sekreterliğine getirilen Enver Hoca’nın liderliğinde ve ağırlıklı olarak Yugoslavya Komünist Partisi’nin direktifleri altında faşizm karşıtı mücadeleye katılmıştır. Ancak bu hareketin komünist liderleri, komünist stratejiyi ve Marksist kimliklerini daha tarafsız bir görüntü arkasında gizleyerek ulusçuluk ve vatanseverlik duygularını vurgulamak ve komünist bağlantılarını reddetmek yoluna giderek, komünist olmayan birçok Arnavut ulusçu lideri de harekete kazanmışlardır.-58-
Midhat Fraşheri ile Enver Hoca’nın liderlikleri altında gelişen faşizm karşıtı bu iki hareket başından beri birbirlerine mesafeli durmayı tercih etmişler ve birbirlerini faşist ya da komünist olarak suçlamışlardır. Ortak düşmana karşı ortak bir eylem oluşturma gereğini hisseden İngiltere’nin girişimi ile 1943 yılında Mukaj’da bir araya getirilen bu iki hareketin temsilcileri başlangıçta ortak bir metin üzerinde anlaşmaya varmış olsalar da Enver Hoca’nın bu anlaşmayı tanımaması üzerine yollarını kesin olarak ayırmışlardır. Enver Hoca’nın muhalefetine neden olan asıl mesele katılımcıların Kosova ve Çamerya bölgesini de içine alan birleşik bir Arnavutluk’un yaratılması kararına imza atmaları olmuştur. Bu karara büyük tepki gösteren Yugoslavya Komünist Partisi’nin “hainlik ve fırsatçılık” suçlamaları altında Enver Hoca’nın ilk işi, kendi temsilcilerinin de imzalamış olduğu bu anlaşmayı tanımamak ve Midhad Frasheri grubunu da halk düşmanı ilan etmek olmuştur.-59- Ancak gelişmeler bununla kalmamış, Enver Hoca liderliğindeki harekette yer alan ancak komünist olmayan bazı yurtseverler komünist hareketten koparak Abas Kupi liderliğinde Legaliteli isimli örgütü kurmuşlardır.
Kendisi komünist olmamakla birlikte Enver Hoca liderliğindeki harekette önemli bir mevkide bulunan ve Mukaj toplantısına delege olarak katılan Binbaşı Abas Kupi bir Gega kabile lideri idi. Enver Hoca’nın Mukaj anlaşmasını reddetmesi üzerine kendi liderliği altında kurmuş olduğu Legaliteli hareketinin esas destekçileri ise Zog’un bölgesi olan Mat’lı Arnavutlar idi. Kosova’daki en büyük destekçileri ise Arnavut subaylar idi.-60- Bu hareketin izleyicileri İtalyan işgalcilere karşı mücadelenin yanı sıra anayasal monarşiyi yeniden kurmak gibi bir siyasi programı benimsemişlerdir.-61-
Mukaj toplantısı sonrasında bu üç hareket bir yandan işgalci güçlere karşı savaşırken öte yandan birbirlerine karşı da silahlı mücadele vermişlerdir. Bu mücadele esasen Enver Hoca liderliğindeki komünist partizan hareket ile karşısında yer alan Midhat Frasheri ve Abas Kupi liderliğindeki hareketler arasında belirginlik kazanmıştır. İtalyanların Müttefiklere teslim olması sonrasında bölgeye giren Alman işgalcilerin Arnavutlara savaş sonrasında geri çekilme ve Kosova’yı Arnavutlara verme vaadinde bulunması yeni bir gelişmeye yol açmıştır. Enver Hoca liderliğindeki partizan güçler bu vaatlere kayıtsız kalırken, komünizm karşıtlığını faşizm karşıtlığından daha önemli bulan ve asıl amacı Kosova olan Midhat Frasheri grubu Almanya’nın yanında yer almıştır. Almanlarla kurulan bu yakınlaşma başından beri Midhat Frasheri grubunu faşistlerle işbirliği yapmakla suçlayan komünist direnişçilerin eline iyi bir koz vermiştir. Alman işgalcilerle yapılan bu işbirliği Midhat Frasheri liderliğindeki hareketin popülerliğini yitirmesine ve komünistlere karşı verdiği mücadeleyi kaybetmesine yol açmıştır.-62-
Savaş döneminde büyük Arnavutluk projesine en güçlü destek Sırp karşıtı düşüncelerin canlı olduğu Kosova Arnavutlarından gelmiştir. Bu nedenle, İtalyan işgalinin Arnavutluktaki kimi Zog rejimi karşıtları arasında, en azından kurtuluş ümidi olarak görüldüğü bir ortamda Kosova, Batı Makedonya ve Arnavutluk’u fiilen birleştiren bu işgalin Kosovalı Arnavutlar arasında daha güçlü bir kurtuluş ümidi yaratması da oldukça normal idi.-63-
Özellikle de 1913 yılından beri Sırp yönetimi altında yaşamış olmanın getirdiği tepkisellik, içinde Sırpların yer aldığı hiçbir siyasi oluşuma katılmama refleksi şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle nihai amaçları bir Balkan konfederasyonu kurmak olan Yugoslavya komünistlerinin Kosova Arnavutları arasındaki desteği çok zayıf kalmıştır.-64- Komünistlere karşı daha çok Sırp karşıtlığı temelinde oluşan bu güvensizlik Mukaj anlaşması sonrasında yaşanan hayal kırıklığı ve sonrasında Enver Hoca Grubu ile diğer gruplar arasında silahlı bir mücadelenin başlamasıyla birlikte daha da artmıştır. İtalya’nın müttefiklere teslim olmasını izleyen günlerde, Almanya’nın henüz Kosova ve Arnavutluk konusundaki politikası da netlik kazanmadığından, Kosovalı Arnavutlar arasında Arnavutluk ile birleşme yanlısı bir hareket doğmuştur. Kosovalı Arnavutlar arasında Balli Kombetar ve Legaliteli gibi hareketlere zaten çok sayıda destek bulunmakla birlikte,-65- İkinci Prizren Birliği olarak bilinen bu hareketin kurulmuş olması (11 Eylül 1943) ve önemli bir taraftar kitlesi toplaması Kosovalı Arnavutların çok daha faal bir biçimde harekete geçtiğini göstermekte idi. Nitekim Birlik üyelerinin 1943 yılında milliyetçi Sırp Çetniklerle 1944 yılında ise Yugoslav komünist partizanlarla giriştiği silahlı mücadele de bunun bir göstergesi idi. Öte yandan Birlik üyelerinin Kosova’yı Arnavutlara vaat eden Alman işgalcilerle yakınlaşması da Alman yanlısı bir hissiyattan çok hem böyle bir şansı kullanma isteğinin, hem de tamamen milliyetçi ve komünist karşıtlığı bir hissiyatın ifadesi olmuştur.-66- Aynı yıllarda Tito’nun Alman işgalcilere karşı kullanmak üzere Enver Hoca’dan talep ettiği Arnavut birliklerini Kosova’daki direnişçilere karşı kullanmış olması ise komünist olmayan Kosovalı Arnavutlar tarafından Enver Hoca’nın “büyük hıyaneti” olarak değerlendirilecektir.-67-
Komünist dönem: İdeolojinin milliyetçileşmesi
Arnavutluk’ta yaklaşık elli yıl süren komünist rejimin ilk kırk yılı Enver Hoca’nın kesintisiz iktidarı altında geçmiştir. Kendisi güneyli Müslüman bir Tosk olan Enver Hoca’nın iktidara yerleşmesiyle birlikte hükümetin Zog dönemindeki Kuzeyli Geg ağırlığı, artık Güneye kaymıştır. Rejimin ilk kurucu meclisinde bir kaç komünist olmayan ulusçuya yer verilse de Enver Hoca’nın “halk düşmanı” olarak gördüğü bu kişiler birkaç yıl içinde tasfiye edilmişlerdir.-68-
Yeni rejimin öncelikli amaçları içinde belirginleşen iki temel noktadan biri, Arnavutlar arasındaki her türlü kültürel, bölgesel, ekonomik vb. benzeri farklılaşmaları ortadan kaldırmaya yönelik hedeflerdi. Bunlar; eski feodal yapıların kaldırılarak devlet idaresindeki kontrollerinin etkisizleştirilmesi; dinsel kurumların ve bağlılıkların etkisizleştirilerek yerine Arnavutçuluğa bağlılığın geçirilmesi; Geg-Tosk ayrılığı yaratan bağlılıkların ortadan kaldırılması vb. önlemleri getirmekte idi. Diğer bir nokta ise Arnavutluk’un komşu devletlerle olan ilişkilerinin ana çerçevesini belirle-meye yönelik hedeflerdi. Bunlar da; Arnavutluğu “iki bin yıldır asimile etmeye ve topraklarını almaya çalışan açgözlü komşulardan” uzak tutmak ve sadece Partizanlara büyük yardımları dokunmuş olan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’nden (YFHC)-69- yardım almak fakat bu yardımın siyasi ve ekonomik bağımsızlığı zayıflatmasına izin vermemesi şeklinde belirlenmişti.-70- Bu hedefler, özellikle YFHC ile bağların koparıldığı 1948 yılından sonra hayata geçirilen katı Stalinist politikalar altında etkin bir biçimde uygulanma imkânı bulmuştur.
Yeni rejimin ilk yılları günlük yaşamın her alanında YFHC’nin nüfuzunun hissedildiği yıllar olmuştur. Bu durum Enver Hoca’nın Kosova politikasında da etkili olmuştur. Tıpkı kendinden önceki lider Kral Zog gibi Enver Hoca’nın da en öncelikli ve hayati kaygısı Arnavutluk’un siyasal bekası sorunu olmuştur. Arnavutluk ile YFHC komünistleri arasındaki ilişkiler de Kosova konusunda farklı bir politikanın izlenmesini engellemiştir.-71- 1946 tarihli YFHC -Arnavutluk Dostluk Anlaşması iki ülke arasında ekonomik planların koordinasyonu, mali sistemlerinin standardizasyonu, gümrük birliği ve fiyatların birleştirilmesi konusunda işbirliği taahhüt edilmekte idi. Bunun sonucu olarak birçok YFHC uzmanı Arnavutluk’a gönderilerek yönetim kademelerinde anahtar konumlara yerleştirilmişlerdir. Sırpça, okullarda zorunlu ders olarak okutulmuştur. Arnavut petrol ve hammaddelerinin işletilmesi için ortak şirketler kurulmuş ve Arnavutlar bunun küçük ortağı haline gelmiştir. Yine Arnavutluk’un bütçe ihtiyaçlarının yarısını YFHC tedarik etmiştir. Yani Arnavutluk gerçekte Kral Zog döneminde İtalyan-Arnavutluk ilişkilerinde olduğu gibi vassal bir devlet olma yoluna girmiştir. Enver Hoca grubunu rahatsız eden bu durum 1948 yılında YFHC-Sovyetler Birliği anlaşmazlığının ortaya çıkması ile birlikte büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. YFHC’nin Kominform’dan çıkarılması ve Arnavutluk’un Sovyetler Birliği’ yanında yer alması ile birlikte YFHC’nin Arnavutluk üzerindeki nüfuzu sona ermiştir. YFHC tarafından işgal edilme tehlikesinin ortadan kalkması Arnavutların tek bir devlet içinde komünist liderlik altında birleşme umudunu artırmıştır. Bu tarihten sonra Kosova bir anlamda kendi kaderine terk edilirken, ülke içinde güçlü bir ulusal kimlik ve özgüven duygusu yaratmaya yönelik politikalara hız verilmiştir.
Rejimin ilk yıllarında belirlenen tüm hedefler doğrultusunda Arnavutluk Enver Hoca’nın katı Stalinist politikaları altında tedricen tarımın kolektifleştirildiği, özel mülkiyetin kaldırıldığı, feodal yapıların kırıldığı, hatta 1961 yılına kadar devletin kontrolü altında tutulan dinsel aktivitelerin 1961 yılından itibaren anayasal düzeyde yasaklanarak ateizmin resmen kabul edildiği dünyadaki tek ülke haline gelmiştir. Öte yandan ilk ulusal amaçlarda belirgin olarak öne çıkan düşman komşulardan uzak durmak hedefi, Arnavutluk’u uluslararası gelişmelerden ve dış dünyadan tecrit edilmiş bir ülke haline getirmiştir. Toplumdaki ortaçağ kalıntısı her türlü sosyal, ekonomik ve kültürel farklılıkları ortadan kaldırmanın yanı sıra, Arnavutluk’u dış dünyadan tecrit edilmiş bir hale getiren bu katı uygulamalar rejimin her beş yıllık kalkınma planında ilk sırada yer alan kültürel politikalarla desteklenerek bu uygulamalarla uyumlu bir toplum yaratılmaya çalışılmıştır. Gerçekten de her beş yıllık kalkınma planı kültürel yaşamın her alanında gerçekleştirilecek amaçlarla başlamış ve her beş yılın sonu da, bu politikaların uygulanması sonucunda sosyalist kültürün gelişiminde elde edilen başarıları sıralayan resmî raporlarla kapanmıştır.-72- Söz konusu bu kültürel politikaların başlıca hedefi dinsel kurumlar olmuştur. Dindar insanlardan ziyade dinî liderleri hedef alan yasaklayıcı ve sınırlandırıcı bu politikalar, dinin resmen yasaklanması sonrasında dinsel kurumlar ile onların faaliyet alanları (kütüphaneleri, hastaneleri, seminerleri, yayınları) ve gelir kaynaklarından, günlük yaşamdaki her türlü dinsel sembol ve pratiğe kadar genişletilmiştir. Kilise ve cami gibi dinsel yapıların çoğu kapatılırken, bunlardan bir kısmı ulusal müze ya da kütüphane haline getirilmiş- tir. Yasaklanmış ve gözden düşürülmüş olan geleneksel dinlerin işlevini ise rejimin dayattığı halk müziği, spor, edebiyat ve yurtseverlik karışımı bir kültür üstlenmiştir. Böylelikle bir anlamda, bir asır önce Katolik yurtsever Pashko Vasa’nın “Dinlerin sizi bölmesine izin vermeyin” ya da “Arnavutların dini Arnavutçuluktur” söylemi hayata geçirilmiştir.-73- Burada ilginç olan nokta ise kahramanların, vatanseverlerin, şehitlerin fetişleştirildiği bir ortamda, Arnavut kültür, edebiyat ve dilinin gelişimine önemli katkıda bulunmuş ve hatta faşizm karşıtı mücadelede aktif görev almış olan birçok vatansever dinî liderin sadece dinî görevlerinden dolayı hapsedilmiş ya da idam edilmiş olmasıdır. Geriye kalanlar ise değişik meslek kollarında faaliyet gösteren emekçiler olarak mevcut sistemle bütünleşmişlerdir.-74-
YSFC’nin dağılması: Özerklikten bağımsızlığa
Kosova Sorununun Doğuşu ve Gelişimi Sınırlı Özerklikten Geniş Özerkliğe Komünist dönemde bir anlamda kendi kaderine terk edilmiş olan Kosova’ya gelince; Tito’nun Arnavutlar arasındaki huzursuzluğu gidermek konusundaki ilk adımı Kosova’nın özerkliğini tanımak olmuştur. Ancak YFHC’nin 1946 tarihli Anayasası ile tanınan bu statü pratikte Kosova Arnavutlarını 1913 yılından beri altında bulundukları Sırp hâkimiyetinden kurtarmamaktaydı. Yugoslavya’nın Tito yönetimi altındaki bu yeni versiyonu, devlete şeklini veren sosyalist ilkeler ile, halkların ulusal amaçları ile uyumlu bir Yugoslavya yaratmak düşüncesinden doğmuştu. Buna göre eski Yugoslavya toprakları federatif yapı altında idari ve siyasi açıdan yeniden taksim edilmişti.-75- Bu taksimatta belirleyici olan temel kriter ise “kurucu uluslar” ile “ulusallıklar” idi. Buna göre; Hırvat, Sloven, Sırp, Makedon ve Karadağlı“ulus” olarak görülürken, bunun dışında kalan ve Yugoslavya dışında ulus-devletleri bulunan etnik gruplar (Arnavutlar, Macarlar, vs.gibi) “ulusallıklar” olarak kabul edilmiştir.Bu kriterlere göre ülke idari ve siyasi açıdan “ulusların” oluşturduğu altı “kurucu cumhuriyet” ile Sırbistan’a bağlı iki “özerk bölgeye” (Kosova, Voyvodina) ayrılmıştı. Bu yeni idari yapılanma Kosova Arnavutlarını Sırbistan’ın siyasi sınırları içine sokarken, bu bölge dışında kalan Arnavutları da benzer şekilde Makedonya ve Karadağ cumhuriyetlerinin siyasi sınırları içine koymuştur. Özellikle Kosova Arnavutlarını memnun etmeyen bu yeni yapılanma aslında Sırp unsurların daha fazla tepkisini çekmiştir. Çünkü bu yeni yapı Sırp hâkimiyetli “Yugoslavizm” düşüncesiyle uyumlu bir siyasi yapılanma olan Yugoslavya Krallığı’ndan çok farklı idi. Özellikle Kosova ve Makedonya gibi Sırp milliyetçiliğinin tarihsel toprakları olarak görülen bölgelerin yeni siyasi ve hukuki düzenlemelerle Sırpların doğrudan hâkimiyeti altından çıkarılmış olması, Sırplar arasında bu yeni yapılanmada en çok kaybeden ulus olma hissiyatı yaratmıştır. Yaklaşık kırk yıl sonra Miloseviç liderliğinde yükselen aşırı Sırp milliyetçiliği de aslında Yugoslavya’nın Tito versiyonuna karşı beslenen bu kaybeden ulus olma hissiyatının yarattığı düşmanlıktan beslenmiştir. Nitekim Sırp Bilimler Akademisi’nin 1986 tarihli memorandumu aslında bunun düşünsel temellerini ortaya koymakta idi. Bu belgede özetle Sırpların Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (YSFC)-76- içinde maruz kaldığı haksızlıklar dile getirmekte idi. 1980’de Tito’nun ölümünü takiben ortaya çıkan Arnavut-Sırp gerginliğinin temelinde Kosova Arnavutlarının YSFC’nin yedinci kurucu cumhuriyeti olma özlem ve talepleri yatmakta idi. Tito dönemi boyunca Kosova’nın 1946 Anayasası ile tanınan özerklik haklarını genişleten bir takım düzenlemeler (1966 ve 1968 anayasal düzenlemeleri) olmakla birlikte (1946 Anayasası’nın tanıdığı hakları gerileten 1963 anayasal düzenlemeleri hariç) 1974 Anayasası bu konuda varılan en ileri noktayı temsil etmekte idi.-77- Kosova’yı neredeyse kurucu cumhuriyetlerle eşit hale getiren 1974 Anayasası, Arnavutlar arasında “yedinci cumhuriyet” olma özlemlerini artırmıştır. Buradaki temel motif, cumhuriyet statüsünün cumhuriyetlere federasyondan ayrılma hakkı vermiş olması idi. Öte yandan Kosova’nın Federasyon içinde ekonomik açıdan en az gelişmiş bölge olması ve bunun başlıca sorumlusunun Sırbistan Cumhuriyeti olarak görülmesi de Kosovalı Arnavutlar arasında Sırbistan’dan bağımsızlaşma arzularını kamçılamıştır. 1981 yılında Kosovalı Arnavut öğrencilerin başlattığı ayaklanmaların ve cumhuriyet taleplerinin yarattığı Arnavut-Sırp gerginliği 1991 yılında Sırbistan Cumhuriyeti’nin, 1974 Federasyon Anayasası’na aykırı bir biçimde Kosova’nın özerklik statüsünü tek taraflı olarak kaldırması ve bölgeyi fiilen Sırbistan Cumhuriyeti’nin denetimi altına alması ile sonuçlanmıştır. Bu gelişmeleri takiben, önce Hırvatistan ve Slovenya Cumhuriyetleri’nin bağımsızlaşması ile başlayıp ardından diğer cumhuriyetlerin bağımsızlaşması ile devam eden sancılı dağılma süreci Kosova Arnavutları arasındaki bağımsızlaşma arzusunu kamçılamıştır.
Uluslararası yönetim ve yeni belirsizlikler
Kosova’nın Haziran 1999 yılında Birleşmiş Milletler (BM) yönetimi (UN- MIK) altına girmesine kadar geçen süreçte Kosova içinde yaşanan önemli gelişmelerden biri, Kosova Demokratik Birliği başkanı İbrahim Rugova’nın liderliğinde gelişen pasif direniş hareketi olmuştur. Ilımlı bir çizgiyi temsil eden bu hareketin temel hedefi, mücadelenin siyasi ve hukuki bir zeminde sürdürülmesi ve uluslararası toplumun dikkatinin bölgeye çekilmesi şeklinde belirginleşmişti. Meşruiyetini 1974 tarihli Federasyon Anayasası’nın tanıdığı haklara dayandıran-78- bu hareket, sürekli olarak Belgrad yönetiminin Kosova’nın özerklik statüsünü kaldırma girişiminin hiç bir hukuki temeli olmadığı temasını işlemiştir. Bu açıdan 1992 yılında Kosova’da yapılan genel seçimler ve bu seçimler neticesinde oluşturulan ve faaliyete geçen siyasal yapı ve kurumlar, Belgrad yönetimi tarafından ne kadar geçersiz sayılmış olsa da Kosovalı Arnavutlar açısından bakıldığında bu durum, anayasadaki meşru haklarının kullanılmasından başka bir şey değildi. Kosova Arnavutlarının benimsemiş olduğu bu çizgi her ne kadar hukuki bir haklılık taşısa da, hatta bu eğilim İbrahim Rugova’yı uluslararası sahnede bir “insan hakları lideri” olarak yüceltmiş olsa da-79-, pratikte ne baskıcı Sırp politikalarına son verebilmiş ne de uluslararası toplumun daha aktif bir girişim sergilemesini sağlayabilmiştir. Bu durum, 1996 yılında Kosova’da silahlı mücadele yöntemini benimseyen Kosova Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun (UÇK) kurulmasına ve Kosovalı Arnavutlar arasında büyük destek bulmasına yol açmıştır. 1998 yılında parlamento ve başkanlık için yapılan seçimlerde İbrahim Rugova’nın Arnavutlar tarafından Kosova Baş- kanı olarak seçilmiş olması aslında silahlı mücadelenin yanı sıra siyasal mücadeleden de vazgeçilmemiş olduğunu göstermekte idi. UÇK’nın kurulması ile birlikte bölgedeki sıcak çatışmanın artması şüphesiz ki uluslararası toplumun dikkatini daha fazla bu bölgeye çekmekle kalmamış, birtakım somut adımlar da getirmiştir. 1998 yılı sonlarında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne-80- (YFC) ambargo konulması tehdidiyle başlayan uluslararası müdahale girişimini, bir dizi arabulucuk girişimleri izlemiştir. Ancak Sırp ve Arnavut tarafların aynı masa etrafında yüz yüze görüşmekten bile kaçındığı bu arabulucuk girişimlerinden bir sonuç alına- maması ve bölgede artan etnik şiddet, 1999 yılında YFC’ ye yönelik NATO hava saldırısını getirmiş ve Kosova, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı ile BM Geçici Yönetimi UNMIK tarafından yönetilmeye başlamış- tır. Kosova’da uluslararası yönetimin kurulması Arnavut ve Sırp taraflar arasında tamamen zıt beklentiler yaratmıştır. Arnavutlar bunu Kosova’nın bağımsızlığına giden sürecin başlangıcı olarak görürken, Sırplar tam tersini düşünmüşlerdir. Taraflar arasında farklı beklentilerin doğmasına yol açan temel neden ise BMGK’nın “Kosova’da uluslararası askeri ve sivil mevcudiyetin tesisi”ni öngören 1244 sayılı kararının, kendi içinde çelişir bir ifadeye yer vermiş olmasıdır. Bu kararda, Kosova’da siyasi bir çerçeve oluşturulurken hem Rambouillet Uzlaşması’nın tamamının, hem de YFC’nin toprak bütünlüğü ilkesinin dikkate alınması ilkesi benimsenmekte idi. NATO hava müdahalesinden yaklaşık üç ay önce, Arnavut ve Sırp tarafları uzlaştırmak üzere Rambouillet’te taraflara sunulan, ancak yalnızca Arnavutlar tarafından imzalanan uzlaşma metninde, Kosova’da üç yıllık geçici bir yönetim sonunda bağımsızlık için referandum yapılması ilkesi yer almakta idi. Sırbistan heyetinin bunu imzalamaması Haziran 1999 tarihli NATO hava saldırısına yol açacaktı. Öte yandan NATO müdahalesi sonrasında YFC’nin imzaladığı G-8 Barış Planı’nda ise YFC askerlerinin Kosova’dan geri çekilmesi gibi ilkelerin yanı sıra, Kosova’da “…geçici yönetimin kurulması ve bunun için Rambouillet Uzlaşması, YFC ve bölgedeki diğer ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerinin dikkate alınması gibi bir hüküm de yer almakta idi. Dolayısıyla, 1244 sayılı karar aslında G-8 anlaşmasının bu hükmünde açıkça ortaya çıkan çelişkiyi aynen yansıtmakta idi. Bu belirsizlik şüphesiz ki iki kesim arasında dönem dönem etnik şiddete varan gerginlikleri de beslemiş hatta kimi zaman UNMİK’e karşı duyulan bir güvensizliğe dönüşmüştür. Bu nedenle 1999 yılında uluslararası yönetimin kurulması ile başlayıp 17 Şubat 2008 yılında Kosova’nın bağımsızlığı ile sonuçlanacak süreç, hem sorunun birincil derecedeki tarafları açısından hem de bölge devletleri ile uluslararası toplum açısından oldukça zor bir süreç olmuştur.-81-
Kosova’da siyasi oluşumun başlatılması konusunda uluslararası yönetimi (UNMIK) başlangıçta en fazla zorlayan konu Miloseviç ve UÇK gibi Sırp ve Arnavut radikal unsurların varlığı olmuştur. Ancak ılımlı İbrahim Rugova ile UÇK’nın faal önderlerinden olan radikal Haşhim Taçi gibi liderleri aynı çatı altında bir araya getiren Kosova Geçiş Konseyi benzeri bir yapının kurulması ve UÇK’nın silahsızlandırılarak Kosova Koruma Birliği’ne dönüştürülmesi gibi uygulamalar özellikle radikal Arnavut unsurların kontrol altına alınmasında önemli ilk adımlar olmuştur.-82- Bir başka önemli gelişme ise 2000 yılı sonlarında Miloseviç’in iktidardan düşmesi ve Sırbistan’ın demokratik yönde siyasal bir değişim sürecine girmesidir. Bu gelişmeler Arnavut ve Sırp taraflar arasında henüz iyimser bir hava yaratmamış olmakla birlikte uluslararası yönetimin taraflar arasında diyalogu sağlayıcı girişimlerine hız vermiştir. Bu konudaki en önemli adımlardan birisi önemli bir istikrarsızlık kaynağı olarak görülen, Güney Sırbistan’daki etnik Arnavut-Sırp gerginliğine son verme yönündeki girişimler olmuştur. Preşova Vadisi olarak bilinen bu bölge, Arnavutları NATO müdahalesi sonrasında Kosova-Sırbistan sınırında yaratılan Güvenli Bölge’de faaliyet gösteren ve Kosova ile birleşme hedefi güden silahlı Arnavut örgütü UCPMB’ye (Preşova-Medjeve-Bujanovac Kurtuluş Ordusu) verdiği destekle de bilinmekte idi. Bu sorunu ortadan kaldırmak üzere tesis edilen NATO-YFC işbirliği neticesinde bir yandan bölge Arnavutlarına sivil haklar ve ekonomik kalkınma sözü veren Ocak 2001 tarihli Covic Planı hayata geçirilirken, öte yandan Sırp birliklerinin Güvenli Bölge’ye girerek UCPMB’yi etkisiz hale getirmesine izin verilmiştir.-83- Yine Kosova’nın nihai statüsünün çözülmesi yönünde önemli bir adım oluşturan çerçeve anayasasının hazırlanması ve bu anayasa altında ilk demokratik genel seçimler (17 Kasım 2001) ile yerel seçimlerin (26 Ekim 2002) yapılmış olması her ne kadar Arnavutların sabırsızlıkla bekledikleri bağımsızlığı henüz getirmemiş olsa da, uluslararası toplumda ümit verici gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. Ancak 2004 yılı yaklaşırken halen Sırp ve Arnavut liderleri uzlaştıracak bir çözüme varılmamış olmasının yanı sıra Mart 2004’de Mitroviça’da yaşanan etnik Arnavut-Sırp şiddetinin yarattığı kötümser hava, uluslararası siyasi ve akademik çevrelerde UNMIK’ın politikalarının sorgulanmasına, hatta Kosova için yeni çözüm modellerinin önerilmesine yol açmıştır. Tüm bu eleştirilere rağmen “statü öncesi standartlar ilkesi” çerçevesinde uyguladığı politikalara devam kararı alan UNMIK,-84- taraflar arasında bir uzlaşma yaratma girişimini sürdürmeye devam etmiştir. Ancak 20 Şubat 2006’da BM aracılığıyla Sırp ve Arnavut yetkililer arasında başlayan ilk doğrudan görüşmelerden bir uzlaşma çıkmamasının yanı sıra, Sırbistan’ın, Eylül 2006’da Kosova’yı Sırbistan topraklarının “vazgeçilmez” parçası olarak tanımlayan bir anayasayı kabul etmesi ve bu anayasanın Sırp seçmenlerin çoğunluğu tarafından kabul görmesi, aslında uzlaşma konusunda bir adım bile yol alınmamış olduğunu göstermiştir. Öte yandan, BM’nin Kosova temsilcisi Martti Ahtisaari’nin 26 Ocak 2007’de açıkladığı “Kosova’ya gözetim altında bağımsızlık” planının BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya tarafından reddedilmesi üzerine, BM gözetiminde ABD, AB ve Rusya üçlüsünün yürüttüğü müzakerelerde de, belirlenen süre içinde sonuç alınamamıştır. Buna rağmen ABD’nin ve AB’nin en güçlü üyelerinin Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesi durumunda bağımsızlık statüsünü tanıyacakları yolundaki açıklamaları Kosova yönetimini cesaretlendirerek durumun hassasiyetini artırmıştır. Bağımsızlığın ilanı öncesinde yaşanan tüm bu belirsizlikler, 17 Şubat 2008’de ilan edilen Kosova’nın bağımsızlığını birçok yönden tartışmalı hâle getirmiştir.
Hürriyet ve Bağımsızlık benim karakterimdir.
 
www.Gocmenmedya.com
Atlanilacak Forum:


Forum Threads Cloud
Kro Kızların Özellikleri, Bulgar Halk Çiftçi Birliği, Güneş'in Dünya'ya ettikleri, The Sims 3: Create-a-Sim (2010) AVENGED, Ölümüne Sevdim Seni, 3 boyutlu fotoğraf: Sistem nasıl işliyor?, AVG Internet Security v9.0.790 Build 2730 Ekleyen:supremacy 9 Mart 2010 Kategori: Antivirus Okunma:, Koç Burcu Genel Özellikleri, Sevgililer Günü Mesajları, Hedefimiz, Burçların saç rehberi (koç), Sniper Ghost Warrior XBOX360-GLoBAL, Yasaksın Bana, Arnavut Ciğeri, Saç bakımı ve dogal yöntemler

Haber Basliklari Bulutu
Boşnak mutfağı Piknik Köfte'de, Bosna ile Türkiye ortak silah üretecek, "SÜRGÜN VE ÖLÜM" Belgeseli Hakkında., Dolphin Bilgisayar & Gsm Teknik Servis, Papandreu: Kıbrıs Konularına Öncelik Tanımalı, `Türk Yıldızları` Bursa`da büyüleyecek, Analar Açlık Grevine Son Verdi, Romanya'da 3 Gündür Yağan Kar Hayatı Felç Etti, Gurbetçi ailenin dehşet saatleri, K.çekmece Bayan Basketbol Seçmeleri, Rexhepi: Bursa'yı Örnek Alıyoruz, Gostivar’da Türkçe resmi dil olacak

Göçmen Medya "Özgür bir platformdur" tüm alt sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, tasarım, yazı içeren bilgi, belge ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sinai mülkiyet hakları Göçmen Medya Yayıncılık, Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Hizmetlerine aittir. Unutmayınızki! burada yazmış; olduğunuz her yazı Resmi Gazete'de yayınlanmış yazıyla eş değerdir, Göçmen Medya Sitesi 5651 Sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre,site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "Uyar ve Kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, mail adresinden bize ulaşabilirler. Sitemizde yer alan video, program benzeri içerikler google, yahoo, movshare, 4shared gibi sitelerde barındırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yazılı olan ilgili tüm kanunlar burada da geçerli olup aksi davranışlar ilgili üyeyi bağlamaktadır. Hukuki gereksinimler haricinde üyelerimizin kişisel bilgileri saklı tutulur, gerçek bilgileri verilmez.