Tarihsel perspektiften bakıldığında, oldukça köklü bir geçmişe sahip olan Türkiye-Romanya ilişkilerinde, iki devlet arasında 1933 yılında imzalanan “Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaştırma Andlaşması ” ikili ilişkilerde önemli bir noktayı teşkil etmektedir. Şubat 1934’teki Balkan Paktı daha ziyade çok taraflı bir siyasal bağıt niteliğinde olup, tarafların birbirlerinin sınırlarını karşılıklı olarak garanti ettikleri; aralarında danışma olmaksızın herhangi bir Balkan devleti ile siyasi anlaşama yapmamayı düzenler niteliktedir. Söz konusu Pakt, gerek Romanya’nın gerekse de bölge ülkelerinin güvenlik bağlamındaki ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir tablo çizerken, II. Dünya Savaşı öncesi gelişmeler ve savaşın patlak vermesinin akabinde işgale uğrayan Romanya açısından farklı bir sürece girildiğinin göstergesi olmuştur.
Soğuk savaş döneminin başlangıcı Romanya ile Türkiye ilişkilerinde ayrışmaya neden olurken, iki ülke ideolojik, siyasi, sosyo-ekonomik ve askeri anlamda farklı kutuplara girmiştir. Romanya, Doğu bloğunun Sovyet modeli bir rejimin ihraç edildiği ülke konumuna düşerken, Türkiye ise Batı bloğunun ‘ileri karakolu’ durumuna gelmiştir. Balkanlar’da savaş sonrasında yeni yapılanmalar kendisini göstermiş ve 1950’li yıllardan sonra söz konusu coğrafyanın Doğu-Batı arasında bir mücadele alanına dönüştüğü görülmektedir. Bu dönem itibariyle, bloklar arası çıkar çatışmaları kendisini hissettirmiştir. Bu denklemlerin gölgesinde Türkiye-Romanya ikili ilişkilerinde bir kopukluk kendisini göstermiştir. Zira bölgesel konjonktürel gelişmeler dikkate alındığında, 1953 yılında Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanan Balkan Paktı’nda Türkiye ile tarihsel ve kültürel ilişkileri kuvvetli olan Romanya’nın yer almaması, Sovyetler Birliği’nin yörüngesi dışında hareket edememesinin bir sonucudur. Ne var ki, daha sonraki süreçte Bükreş-Moskova ekseninde ikili ilişkilerde yaşanan gerginlikler, Romanya’yı farklı dış politika seçeneklerine yöneltmiştir. Soğuk savaş yıllarında Türk-Rumen ilişkilerinde tarihsel dostluğun zayıflamasının yanı sıra, Marksist/Leninist ideolojinin tesiriyle Romanya’daki okullarda Türklere ve buna paralel mahiyette Romanya’daki Türk azınlığına yönelik, objektif değerlerden uzak ve ön yargılı bir kuşağın yetiştirildiği de görülmektedir.
1990’dan sonra Romanya’daki değişim rüzgârları Rumen dış politikasında köklü değişikliklere yol açmış ve Türk-Rumen ilişkileri de paralel mahiyette gelişme göstermiştir. İki ülke ilişkilerinde sosyalist ideolojinin gölgesi ortadan kalkarken; tarihsel arka plandaki toplumsal ve kültürel ilişkilerin hacmi, yeni dönemde ikili ilişkilerde güven tesis edici bir işleve sahip olmuştur. Romanya’nın bu dönemden sonra Batı’yla ilişkiler bağlamında Avrupa ailesine girme isteği ve NATO ile ortak bir gelecek perspektifi, Bükreş-Ankara ilişkilerinde sıcak rüzgârların esmesine yol açmıştır. 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde yaşanan krizlerde fiilen yer almayan Romanya, bu noktada Batı Dünyası’yla işbirliği yolunu aramıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerde karar vericilerin üst düzey karşılıklı ziyaretleri ilişkilerin seyrine olumlu yönde katkı sağlamıştır.
Türkiye’nin NATO üyelik perspektifinde Romanya’ya başından beri destek vermesi de ilişkiler bağlamında ayrı bir noktayı teşkil etmektedir. Bununla beraber, NATO’ya tam üyeliği gerçekleşmiş olan Romanya’nın, AB ile Katılım Ortaklığı Anlaşması imzalamış olması, 1 Ocak 2007 itibariyle AB’ye üyeliği ve Türkiye-Romanya ilişkilerinde karşılıklı dostluk, işbirliği ve anlayış havasının egemen olması ikili ilişkileri iyi bir seviyeye getirmiştir.
Ekonomik ilişkiler bağlamında da Türkiye ile Romanya arasında gün geçtikçe artan bir ticaret hacminde bahsedebilmek mümkündür. Bükreş ile Ankara arasında gerek ikili gerekse Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) çerçevesinde geliştirilen çok taraflı ilişkiler dinamiği gelecekte de gelişme gösterme eğilimde. 2005 yılı itibariyle Türkiye Rumen dış ticareti içerisinde ithalatta %4’lük bir paya sahip iken, ihracatta da %7’lik bir dilime sahiptir. Türk-Rumen ilişkilerinde istatistiksel bağlamda her geçen gün giderek artan bir ticaret hacmi gözlemlenirken, Romanya’nın dış ticaret bağlamında 2004 yılı itibariyle, ihracatının %79,4’ünü, ithalatının ise %70,5’ini AB üyesi ülkelerle gerçekleştirdiğini de belirtmek gerekir. Bu noktada Romanya’nın AB üyesi ülkelerle ticari ilişkilerde oldukça yüksek bir düzeyde bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunduğunu söylenebilir. Ekonomik açıdan Romanya’nın sadece Türkiye veya AB ile ekonomik ilişkilerin tesisine çalışmamakta; diğer taraftan 1998 yılındaki kriz sebebiyle Rusya’yla azalan dış ticaret hacmini artırma yoluna gitmiştir ve Bulgaristan ile de ticari ilişkilerinde aynı metodu takip etmiştir. Romanya-Türkiye ikili ilişkilerine ayrı bir dinamizm kazandıran nokta da SEECP perspektifidir. Söz konusu perspektif, Güneydoğu Avrupa’da barış, istikrar, güvenlik ve işbirliği ortamını geliştirmek; barış, demokratik ve ekonomik refah içerisinde bir Güneydoğu Avrupa için bölge ülkelerinin bir araya gelerek gerçekleştirdikleri bir oluşum iken, iki ülkeyi ortak bir platformda işbirliğine yöneltmesi açısından önemlidir.
İki kutuplu sistemde Moskova faktörüne göre şekillenen Türkiye-Romanya ilişkileri, 1990’dan günümüze değin Bükreş yönetiminin öncelik tanıdığı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerek bölgesel düzlemde Karadeniz açısı gerekse Boğazlar boyutu Romanya-Türkiye dostluğunu kaçınılmaz kılan iki ayrı faktördür. Her iki ülke de jeostratejik açıdan birbirleri için önemlidirler. İki ülke arasında ortak bir sınırın bulunmaması, ilişkilerin gelişimini kısıtlayıcı bir unsur olmaktan ziyade; ikili ilişkilere olumlu yönde katkıda bulunmuştur . Aynı zamanda soğuk savaş döneminin ardından Türk-Rumen ilişkileri bakımından Türkiye’nin bu sorunlu bölgede ilişkilerini en az derecede sıkıntıyla götürdüğü ülkelerden biri Romanya’dır. Buna binaen azınlık haklarına ilişkin olarak, Romanya’da önemli adımların atılmış olması, ülkedeki Türk, Tatar ve Gagavuz azınlık açısından güvenli bir gelecek ortamı sağlamaktadır. Romanya’daki Türk azınlık, diğer Balkan ülkelerindeki Türk azınlıklara kıyasla, toplumsal yaşama en fazla entegre olmuş grup olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, söz konusu durum Türkiye’nin Balkanlar’daki diğer Türk azınlıklara yönelik ilgisini Romanya’daki Türk nüfusa göstermeyeceği anlamına da gelmemelidir. Zira, Türk dış politikasında Romanya Türklerine yönelik kayıtsızlık örneği sergilenmektedir. Genel olarak soğuk savaş sonrası dönemde Türkiye-Romanya ilişkilerinin stratejik bir boyutta temellendiğini söyleyebilmek mümkündür.
Değerlendirme
Tarihsel perspektiften Romanya’yı değerlendirdiğimizde, ülkenin dönemden döneme farklı dış politika yönelimleri olduğu gözlemlenmektedir. Buna yol açan etken, 20. yüzyılda uluslar arası sistemin yapısında sıklıkla meydana gelen değişmeler olmuştur. İki kutuplu sistemin yıkılışı Romanya açısından risklerin yanı sıra, fırsatları da beraberinde getirmiştir. Romanya, 1990 sonrasında dış politik yönelimini Batı’yla işbirliği boyutunda değerlendirmiştir. Batı Avrupa’daki yeni yapılanma modelinin 1990’lı yıllar zarfında kıtasal boyutlu bir mimariye dönüştürülmek istenmesi yönünde ortaya konan irade de, Romanya’nın söz konusu fırsatı değerlendirmesine yol açan başka bir faktördür. AB üyelik perspektifi Romanya açısından soğuk savaşın bitiminin ardından ortaya çıkabilecek olumsuz senaryoların önünde engel olmuştur. Ayrıca, söz konusu perspektif, ülkede istikrar unsuru oluşturduğu şeklinde düşünülürken; bu hususta Romanya’nın önündeki en büyük engel, iç politikadaki tartışmaların kısır bir döngünün içerisine sürüklenme ihtimalini getirmesidir. Romanya’nın 1 Ocak 2007 itibariyle AB’ye tam üyeliği, gelecekte politik tercihlerinde de belirleyici olacaktır. AGSP kapsamında Avrupa’da tesis edilmek istenen güvenlik mimarisinin kısa vadede net bir sonuç vermesinin uzak bir ihtimal olması, Romanya-AB ilişkilerinde gelecek döneme dair siyasi ve ekonomik parametrelerin hâkim olacağı şeklinde de algılanabilir.
Varşova Paktı’nın dağılmasından sonraki süreçte güvenlik ikileminde kalan Romanya bu dönemden sonra ortaya çıkan boşluğu NATO ile kapatmaya çalışmış ve NATO’ya tam üyelik hedefi, dış politika tercihlerinde Batı’ya yönelimin farklı bir aşamasını oluşturmuştur. Burada da vurgulanması gereken husus, NATO’nun soğuk savaş sonrasında gerekliliğinin ve meşruiyetinin sorgulanmaya başlandığı ve Avrupa’da bu dönem itibariyle güvenlik bağlamında ABD’den kopuşun yaşandığıdır. ABD, Avrupa’daki dengeleri kontrol altında tutmak bakımından, ittifakı lağvetmek yerine genişleme stratejisi izlemesi gerektiği yönünde iradesini ortaya koymuştur. Romanya genişleme sürecindeki NATO pastasından payını almıştır ve güvenlik bağlamında içinde bulunduğu boşluktan kurtulmuştur. 1990’lı yıllarda Yugoslavya’da yaşanan parçalanma süreci de Romanya’yı NATO’ya yönelten başka bir etkendir. Yugoslavya’daki krizler başta olmak üzere, değişik noktalarda ortaya çıkabilecek krizlere acil müdahalede bulunabilme yeteneği, NATO’nun geleceği açısından güven tesis edicidir.
Türkiye-Romanya ilişkilerinde 1990’dan itibaren kendisini hissettiren gelişme çizgisi günümüzde ileri boyutlara taşınmıştır. İki ülkenin iyi ilişkiler içerisinde bulunması şüphesiz ki, her iki tarafın da menfaatinedir. Türk-Rumen ilişkileri ikili ve bölgesel ilişkiler bağlamında gün geçtikçe ivme kazanmıştır. Ticaret hacminin artırılmasıyla iki ülke arasındaki ilişkilerde daha da ileri gidilebilir. AB üyesi bir Romanya ile Balkan coğrafyasının önemli bir güç unsuru olan Türkiye, bölgede istikrarı koruma yönünde aktif görev üstlenebilirler, ikili ilişkiler bağlamında model teşkil edebilirler. Böylece bu zor coğrafyada meydana gelebilecek Ortodoks-Müslüman kutuplaşmasının önü engellenebilir. Türkiye’nin de AB üyelik perspektifinin bulunması, Türk-Rumen münasebetlerinin SEECP, NATO, KEİ gibi örgütlenmelerin yanı sıra AB bazında da ayrı bir platform kazanacağını göstermektedir. Son olarak, Romanya’daki Türk azınlığa ilişkin Türkiye’nin daha ilgili ve girişimci olması gerektiğinin altı çizilmelidir.
Göçmen Medya "Özgür bir platformdur" tüm alt sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, tasarım, yazı içeren bilgi, belge ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sinai mülkiyet hakları Göçmen Medya Yayıncılık, Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Hizmetlerine aittir. Unutmayınızki! burada yazmış; olduğunuz her yazı Resmi Gazete'de yayınlanmış yazıyla eş değerdir, Göçmen Medya Sitesi 5651 Sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre,site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "Uyar ve Kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, mail adresinden bize ulaşabilirler. Sitemizde yer alan video, program benzeri içerikler google, yahoo, movshare, 4shared gibi sitelerde barındırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yazılı olan ilgili tüm kanunlar burada da geçerli olup aksi davranışlar ilgili üyeyi bağlamaktadır. Hukuki gereksinimler haricinde üyelerimizin kişisel bilgileri saklı tutulur, gerçek bilgileri verilmez.